• Slide
  • Slide
  • Slide
    29 Ekim Cumhuriyet Bayramı
  • Slide
  • Slide

 

TOPLUMLARIN ŞANLARI VAKIF İNSANLARININ ÖMÜRLERİ KADARDIR!

Her medeniyet, kendi insan tipini vücûda getirir. O insan tipi de, mensup olduğu medeniyetin sıfat ve karakterleriyle âhenk arz eder. İslâm medeniyetinin inşâ ettiği insan şahsiyetinin zirvesi ise; gönüllerini bütün mahlûkâtı şefkatle kucaklayan bir rahmet dergâhı hâline getirmiş olan “vakıf insan”lardır.
İnsanların huzur ve sükûn içinde hayâtiyetlerini devam ettirmeleri, ancak “vakıf insan”ların toplumu âdeta bir şefkat ağıyla örmeleri sâyesinde mümkündür. Aynı şekilde toplumların şeref ve şanları da, ekseriyetle bu vakıf insanların ömürleri kadardır…
Vakıf insanların en zirvesinde bulunanlar; peygamberler, sahâbe-i kirâm, velîler ve onların terbiye ettikleridir. Onlar, çok kısa zamanda gönüllerdeki îman heyecânını dün yanın dört bir tarafına taşımışlar, yine tarihin en güzîde altın sahîfelerini onlar doldurmuşlardır. Nitekim Osmanlı Devleti’nin asıl mîmârı, Allâh’ın has kulu Şeyh Edebali Hazretleri’dir. Öyle ki, Edebali silsilesi devam ettiği müddetçe cihan sultanlarına yön verilmiş ve insanlık, aradığı huzura kavuşmuştur. Bu itibarla onun ve silsilesinin yetiştirdiği zâhir ve bâtın sultanlarının aşk ve vecdine yakından şâhid olmak ve o hâli yeniden yaşayarak kendimizi istikâmetlendirmek mecbûriyetindeyiz.

EDEP VE İHTİRÂM NUMUNESİ OSMANLI

İslâm tarihinin sahâbe devrinden sonraki en ihtişamlı safhasını teşkîl eden Osmanlı Devleti, pâdişâhından çobanına kadar bütün halkının Peygamber muhabbetiyle temeyyüz ettiği bir devlettir. Hazret-i Peygamber -aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm-’a, her adı anıldığında salât ü selâm getirmenin yanında, ihtirâm ile elini kalbine koymak, O’nun mevlid-i şerîfi okunurken velâdet ânını ifâde eden mısrâları topyekûn ayakta dinlemek gibi sayısız ihtiram tezâhürünün en mükemmel örneklerini, bu yüce devletin zirvesindeki pâdişahlar, bir örf hâline getirerek ortaya koymuşlardır.
Medine-i Münevvere postası geldiği zaman abdestini tazelemeden, oradan gelen kağıtları öpüp gözüne sürmeden ve ayağa kalkmadan okutturan bir tek Osmanlı padişahı yoktur. Ayrıca Mescid-i Nebevi’nin tamirinde her taşı, abdestli olarak ve besmele ile yerine koyan Osmanlılar’ın bu tamir esnasında çekiçlerine keçe bağlayarak ruhaniyet-i Rasulullah’ı tedirgin kılmaktan teeddüb etmeleri, misli görülmemiş birer edep ve ihtirâm numunesidir.
Bütün bu muhabbet tezahürleri ve ulvi hususiyetler de gösteriyor ki, Osman Gazi’nin: “Gayemiz, kuru bir cihângirlik değil, İ’la-yı Kelimetullah’dır!” şeklinde son sözleri, bütün sultanlara rehber olmuş, bu vasiyetten ayrılmamak için tarihi bir itina ve titizlik gösterilmiştir. Orhan Gazi’nin, oğlu Murat Han’a verdiği şu talimat, sahip oldukları iman vecdinin ufkunu göstermeye kafidir:
” Osmanlı’ya iki kıt’a üzerinde hükmetmek yetmez! Zira İ’la-yı Kelimetullah ( Allah’ın dinini yüceltmek) azmi iki kıt’aya sığmayacak kadar büyük bir dâvâdır! Selçuklular’ın varisi biz olduğumuz gibi Roma’nın (Avrupa’nın) da varisi biziz! ”

Kaynakça:Osman Nuri Topbaş, Abide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle OSMANLI, Erkam Yayınları